Kybele Şiir Dergisi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Kybele Şiir Dergisi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

10 Kasım 2011 Perşembe

KYBELE / KIRIŞIK

Kybele uzun zamandır yok yinede Murat Öksüz'den bir veda sayısı beklemiyor değilim...Vardı galiba çoook eskiden kurulmuş bazı hayalleri tamamlayarak sonlandırma düşünceleri ama şimdiye dek olmadı.

Published with Blogger-droid v2.0.1

2 Haziran 2008 Pazartesi

NEŞRİYAT HATIRALARI

Özgür'ün düğünü için Edirne'ye gittiğimde;Özgür'ün, o güne kadar tanışmadığım arkadaşlarından biriyle karşılaştım... Özgür'ü Fethiye'den tanıyan biri. Ama bizim Eskişehir hatıralarımızın ilk yarısında o da Eskişehir'de öğrenciymiş. O zamanlar tanışmamış olmamız ilginç...


Ne oldu ne bitti bilmiyorum ama bir şekilde laf Kayra'ya geldi. "Aaa. Ben okudum onu." dedi, yeni tanıştığım arkadaş,"Hele bir kapağı vardı...Hiç unutmam! Adam elinde şeyini tutuyordu..." Bu konuşma 2008 yılının Mayıs ayında yapıldı. Elinde penisini tutan o adamın kapağında olduğu sayımız ise Mart 2001'de çıkmıştı... İlk sayımızdı!


İlk sayının kapağı konusunda hiçbir tereddütümüz yoktu. Yusuf da, Onur da, ben de Nazım'ın çizdiği o kapağın altına imzamızı atmıştık. Sonraları, her kapakta en az bir penis olunca zaman zaman mızmızlandığımız oldu... Nazım sonunda bizi şaşırttı ve penissiz bir kapağa imza atarak Kayra'nın anlamını penis sananların da aklını karıştırdı...


Yıl '98. Deliler gibi aşığım... Sevgilime şiirler yazıyorum durmadan. Ama o her seferinde, utana sıkıla hatta rahatsız olarak okuyor şiirleri... Sonunda ağzındaki baklayı çıkarıyor:"Ne zaman bu şiirleri okusam gözümün önüne kızıl saçlı bir kız geliyor..." Sevgilim tabii ki kızıl değil...
İlerleyen aylarda; sıkkın pıkkın yanıma geliyor bir gün..."Şeyy..." diyor,"Senin adına bir söz verdim..."


Dershanede bir kızın Kybele okuduğunu farkediyor. Ben de Kybele'de şiirler yayınladığım için merakla kızın yanına gidiyor. "Merhaba." diyor,"Kybele mi okuyorsun?" "Evet." diyor diğer kız. "Kimleri seviyorsun?" diye soruyor sevgilim. Kız hiç düşünmeden "Güray Onok" diyor...Hafif yüzü kızarıyor sevgilimin. Söylesem mi söylemesem mi diye düşünürken, ağzından çıkıveriyor birden "O benim erkek arkadaşım." "Hadi ya..." diyor diğer hatun. "Ben ona hayranım. Benimle tanıştırır mısın?" Sevgilim de kıramıyor kızı "Tanıştırırım" deyiveriyor...


Bunu bana söylediğinde uzun uzun gözlerine bakıyorum. Çünkü; bu işin altından, başıma bela almadan çıkabilme olasılığım ne kadar, merak ediyorum...Evet. Kesinlikle bundan yana değil..."Yok." diyorum,"Ben sevmem böyle şeyleri..." Israr ediyor, kıramıyorum...
'Bari' diyorum,'Çirkin bir şey çıksın da...Başım derde girmesin.' Kıskançlık krizleri, yeni yeni buluşmalar...Aman bir de, o da şiir miir yazıyorsa, yandık...


Bir gün dershaneye bırakırken sevgilimi kızla da tanışacağım...Dışarıda bekliyorum. Çağırıp gelecek... İkisini kapıdan çıkarlarken görünce başımdan aşağı kaynar sular boşalıyor... 'Hayalindeki kadını tarif et.' deseler... Aman allahım! Ben bile bu kadar güzelini hayal edemem... Kıpkızıl saçlar, bembeyaz bir ten, omuzlardan boyna doğru çıkan tek tük benler, yüzde belli belirsiz çiller, kiremit rengi dudaklar... O da ne!? Gözler yemyeşil... Bozuntuya vermeyeyim derken kıza tam snobluk yapıyorum... 'Ne yapıyorsun salak?!' dese de içimden bir ses, ben kasabın ciğerine hayran hayran bakan bir kedi değilim... N'apıyım? Aşığım işte... Hayallerimin kadını bile sevdiğim kadını kırmama neden olamaz... Akşam çıkışta alıyorum sevgilimi... Gözleri ışıl ışıl... "Neden o kadar soğuk davrandın ki!?" diyor ama içindeki kadınlık gururu yeni cilalanmış bir araba gibi parıldıyor...

24 Şubat 2008 Pazar

BİR ŞİİR ve HAYAT OKULU OLARAK KYBELE !

Blogumun artık sloganı mı denir, yoksa önsözü mü.. Her neyse...Hani yazıyor ya biraz yukarıda: "ŞİİR KANIMA KARIŞTIĞINDAN BERİ..."

İşte bu sözün Türkçe'si "Murat Öksüz'le tanıştığımdan beri..." ya da "Kybele ve Murat Öksüz'le tanıştığımdan beri..."dir. giriş bölümünü uzun uzun anlatmıştım zaten. Sonrasına değinmemişim pek...Zamanıdır diyelim ve başlayalım.

Arada feyk atar duygusal bir adam gibi görünürüm ama pek de beceremem duygusal olma meselesini...Hayatımda en duygusal yaklaştığım şeylerden biridir Kybele. İlk şiirim. İlk düşlerim...Bu sebeple kekeme olmaya mahkum bir yazıdır bu.

Bir gün hatırlıyorum. Murat'ın iş yerine uğruyorum. "Ne yapacaksın şimdi?" diye soruyor. "Eve gideceğim." diyorum.
-Ne yapacaksın evde...Sinemaya falan git!
-Param kalmadı ki!..
Cebine atıyor elini. Bir sinema bileti ve ardından da bir iki biraya yetecek kadar bir miktarı uzatıyor bana. Yıllardan 97 ya da 98..."2020'ye kadarki telifin bu! Ona göre..." diyor şakayla karışık...Bir hafta ya da on gün öncesinde Değer'den 100 mark almıştık. "Değer'den o parayı kopardın ya...Hadi 2010 olsun..." "Zaten verecekti o parayı" diyorum. Sahi Kybele'nin kaçıncı sayısı çıkmıştı o parayla?..

Bir gün daha. Bu sefer Eskişehir'den. Eskişehir'e düşmüş yolu Murat'ın. Porsuk'un kenarında bir yerde tavla oynuyoruz. 1-0, 2-0, 3-0, 4-0, 5-0...Parçalıyorum! Uzatıyoruz oyunu...6-0! 7-8-9 arasında bir iki oyun da Murat alıyor. Sonra 9-2 ya da 9-3'ten 12-9'a getiriyor durumu...Maçka Parkı'ndaki futbol maçını hatırlıyorum...Marco Materazzi'den daha çirkef bir savunma oyuncusuyumdur. Murat da rakip takımın 10 numarası. Maç bitiyor...Murat ve ben sanki bir kick box müsabakasından çıkmışız. Kollar paramparça, dizler paramparça...Sabahlara kadar king oynayışımızı hatırlıyorum. Tüm kartları sayıyordum...Kafa kafaya gidiyoruz çetelede...Saatler ilerledikçe kağıt sayamaz oluyorum ve yine mağlubiyet! Ama hep sonuna kadar mücadele..."Asla kaybetmek için oynama!"

Şiir Görgüsü'nü şiirden neredeyse hiç bahsetmeden öğretmiştir bana Murat Öksüz...Ne zaman karşılaşsak "Sevgilin var mı?" olur ilk sözü. "Sev oğlum!" der. Yaşamın yaşanmadıkça değersiz olduğunu öğretmiştir bana...Her ne kadar "en değerli yatırımı" olmayı henüz başaramamışsam da, bana kattığı değeri inkar edemem!

Ve daha çok çok fazlası var ama dedim ya kekeme olmak kaderi bu konu üzerine yazacağım her şeyin...Şimdilik kısa bir ara...Editörlerin Vezir-i Azam'ına şapka çıkaralım ve öyle koyalım son noktayı...

7 Kasım 2007 Çarşamba


İNTİHAR

b a t ı r b e n i !
ç ı k m a y a c a ğ ı m
k a r a - s u l a r ı n d a n .


Güray Onok


30 Temmuz 2006 Pazar

MUTSUZ

şimdi sen mutsuzsun, somurtuyorsun.
ağlamak gelmiş gözlerinin kilidini zorluyor.
için içinde değil, bir adım önce düşürmüşsün.

şimdi ben mutsuzum,somurtuyorum.
sendeki ağlamakları susturuyorum.
iki adım ardında, düşürdüklerini topluyorum.

Güray Onok

24 Temmuz 2006 Pazartesi

Güray Onok'un Şiirle İmtihanı

Hayatımda hiçbir şey birdenbire olmadı. Tembel biriydim ama elde ettiğim her şeyi çabalayarak elde ettim. Bu yazı kişisel bir tarih yazısıdır ve yazarının kabahatleri yüzünden lütfen yazıyı hor görmeyiniz...
1995 yaz ayları. Bir süredir "şair" olmayı kafaya koymuşum ama sadece yazarak olunmadığının da farkındayım. Eh, hiç değilse Rimbaud'nun yarısı kadar yetenekli olduğumu düşünüyorum. Ama bunlar tabii ki 'benim' düşüncelerim...
Varlık dergisinin haziran ya da temmuz sayısında küçücük bir bant halinde şiir dergilerinin adresleri yazılmış. Benim hedefim Varlık Dergisi'nde yazıp ortalığı kasıp kavurmak ama küçükten başlamakta da bir zarar yoktur deyip adreslere bakıyorum. İçlerinden bana en yakın olanını seçip bir, iki, üç, dört, beş mektup yazıyorum. Bir ay kadar sonra da bir telefon geliyor o dergiden. Kybele Şiir Dergisi.
Ne var ne yok topluyorum, elimde kocaman bir dosya. Gidiyorum bana verilen adrese. Şöyle bir gezdiriyor şiirlere derginin editörü(Murat Öksüz) ve "Bunları çöpe at ya da yak. Yenilerini yaz, haftaya getir" diyor. Eve gidiyorum. Oturup yeni şiirler yazıyorum ve ertesi gün götürüyorum. Bu süreç böyle devam ediyor bir süre. Yaklaşık iki ya da üç ay. Aklımda üç ay diye kalmış.
Sonra okullar açılıyor. Sıra arkadaşım Değer "Cumartesi napacaksın?" diye soruyor. Ben de anlatıyorum. 'Bir şiir dergisi var oraya şiir götüreceğim.' "Aa sen şiir mi yazıyorsun?" diye soruyor. Onaylıyorum. "Ben de şiir yazıyorum" diyor. Ben de 'Sen de gel' diyorum. "Kaç tane şiir götüreceksin?" diye soruyor bana. Ben de '10 tane' diyorum. "Benim o kadar yok" diyor. 'Olsun' diyorum. Olanları getir sen.
Neyse, yola çıkıyoruz Cağaloğlu'na doğru. Yolda giderken 'Hadi beraber bir şiir yazalım' diyorum, "Nasıl yani" diye soruyor. Bir dize ben, bir dize sen...Yazıyoruz o şiiri. Kimin olsun diye tartışıyoruz, fikir benden çıktı benim diyorum.
Yine benim şiirlerim şöyle göz ucuyla okunuyor. İçlerinden birine "Bu fena değil" diyor Murat. Yolda yazdığımız şiir. Neyse, bu da olur. Sonunda bir şiiri beğendi işte. Sonra Değer'in daha okuduğu ilk şiiri beğeniyor. Neyse. Önce benim şiirim, bir sonraki sayıda Değer'in şiiri yayınlanıyor.
Yıllar sonra öğreniyorum ki, Murat her seferinde bir daha gelmememi umuyormuş. Ama ben kafaya takmışım bir kere. O üç ayda hiç değilse 400,500 şiir olduğunu sandığım şey yazıp götürmüştüm. Tabii yayınlanan ne ilk şiir, ne ikincisi, ne de üçüncüsü Murat'ın bana "şair" diye bakmasını sağlayamadı.
Ancak aylar sonra bir barda bir arkadaşını görüyor Murat(Fırat'ı), Fırat Murat'a bir şiir okuyor ezbere(Cam Perisi), Murat farkediyor ki benim şiirim. "İşte sen o gece şair oldun!" der Murat...
Ne kadar tembel olsam da, ne kadar kendimi beğenmiş biri olsam da, gerektiğinde çalışmayı, çabalamayı ve her zaman kendimi eleştirmeyi ve başkalarının eleştirilerini dikkate almayı becermişimdir. Yılmam ve vazgeçmem kolay kolay. Evet, bazen, bazı konularda yetenekli olmayabilirsiniz ancak bu o yeteneği çalışarak kazanamayacağınız anlamına gelmez. Kendinizi başkalarının sizi küçümsediğinden daha çok küçümseyebilmeli ve başkalarının sizi asla yüreklendirmeyeceği kadar yüreklendirmeyi becerebilmelisiniz...

6 Haziran 2006 Salı

GÜVEN

I...
Ne zaman
Ellerine kavuşsa
Gün ya da gece,
Sahile toplanan martılar olup
Giriyorsun düşlerime.
Marmara ruhsuz bir iç deniz.
Sen sadece sen’sin yüreğimde;
İnsanların gözlerinden,
Sözlerinden uzak,
Apayrı bir şiirsin;
Etten ve kemikten,
Coşkudan biraz,
Pek çokça korkudan,
Güvenden ibaret.

Eksiklerinle güzelsin.

II...
Ne zaman
Ellerine kavuşsam,
Belki’lerle bitirirsin
Tüm cümlelerini.
Haritalara şiirler yazarım,
Varlığının meali…
Biraz Afrika
Ve tümden kadere yazgılı
Kar kaplı Asya.
Ben en çok Madagaskar’ım,
“Şiirin sonundaki nokta!”

III...
Mesafeler ayırmıyor insanları,
Sadece kaygılar…
O halde,
Kaygıları yenip
Haritalara güvenmeye başlamalı insanlar.

Güray Onok

23 Nisan 2006 Pazar

Kan/ama Kanamama

Kanayan tarafımı susturmalıyım
Ki artık cinayetler bende sonuçlanmasın
Çünkü ve oysa ki ben
Sanki
İhtiyaç fazlası kadınlarla ayaküstü
Öpüşüyorum
İçkinliğimden üşütüp
Defolu giysiler giyinip
Ekolu sesimle kuşanıp
Kırılıp ve gerilip
Üçüncü sınıf acılarla yüzleşiyorum.

Neden sonra bu şehrin uğrak yerlerine
Hiç uğramadan geçinen
Yollu bir aşifte oluyor
Profilimde zaman.
Derken her şey tıkırında…

Acıyı içine katlayıp gözleriyle sıvılaştıran
Polisiye bir ozansam ben, buruşuk
Ve çağından kefilsiz bir bildiriyken bakışlarım
Aynasız
Bu çağın ağıdına yüzümü çeviriyorum
Kanayan tarafımı dindiremiyor talan
Deliriyorum.

Bu öfkeden oğul verip elenemem içimden
Sonra ateş de yanar
Köz göre göre
Kül olur yas’a kalırız
Çığlık da kanar
Yanarız…

Eralp Sargın

GECİKMİŞ BİR PUSULAYA PASLANMIŞ BİR KAÇ KIRIK SÖZ

"Kendine yabancı herkes tanışsın kendiyle" demişsin,
Kelamını aldım.

Herşey yaşlanıyor, yalnızlık kalıyor geriye.
Bana şunu öğretti ki hayat
-kimse tek başına güzel değil-
Hüzün dedikleri potansiyel bir fahişe
baban bile böylesini görmemiştir.

"Yalnız sen ve acılarım umrumdasınız"
demek istemiştim
ama aşk
çok yalan bilir
ben pek azını söylerim
çünkü bilirim;
rüzgara karşı koşarsan daha fazla üşürsün
yürürsen kaderine durursun.

Görüyorsun ya
yasal bir serseriyim ben.
Yani seninle biz aynı yılın
iki ayrı mevsimi gibiyiz.


Ummanına kurban olayım
üç kadeh rakıdan güzeli yok
Bu gece bütün ağlara takılıyorum
Aşk öldü
ihtimal başkaları da ölecek.


-Titriyorsun dedin
-Titretiyorsun dedim
Bakma sevişgen olduğuma
ben aslında çekirgeyim.

Oysa sen
şimdi muhtemelen
prefabrik düşler peşindesin.

Düşlemek güzeldir
ahlaksız olabilir bazen.

Seni gidi kuyruklu yalan.

Görüyorum ki
sözlerin aşktan uzak
oysa sesin yakın
Aldığın her nefes kumar.


Nereye böyle alelacele
bir şiiri yarım bırakıp hem de
Gerçi şiire benzetmemeliydim seni
Şimdi nerelisin diyecekler
Şiirtliyim diyeceksin.
Her zaman dediğim gibi
bir şiiri asla yalanla beslememeli...


Evet, hayat adil değil
tanrı hepimizden özür dilesin.

Bir düşünsene
değişen bir şey yok
mevsimlerden başka
Coşku, kelebek ömürlü rüzgar
Çile bezinden ördüğümüz aşk
çoktandır karantinada
kim bilir düvel kaçta bugün.

Bizi ölüm kutsayacak,
bulutlar yağmur toplayacak o ara
ve tüm olasılıklar çocuklarımıza kalacak.


Hoşgeldin ölüm,
hoşgeldin bacanak.


Üstüme varmayın canım acıyor.
Dermeyi unuttuğum çiçekler
üstüme varmayın.


Aşk'mış,
sen benim daktiloma
şerit bile olamazsın.


İbrahim Öksüz