Yusuf Ziya etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Yusuf Ziya etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

29 Eylül 2014 Pazartesi

HER AKŞAM SON AKŞAM


Bu manzaranın karşısında, milyon illetle karşı karşıya... Bozmamak için fiyakasını yeminlerin, sustuk ve tek kelime etmedik...

12 Temmuz 2014 Cumartesi

BEN BİR FİYASKOYUM (Bir intihar notu!..)

Yusuf Ziya Zeybekoğlu'na;bu yazıdaki satırları ve
hala ikimizin de nefes alıyor oluşundaki katkıları için...
Ben, bu telaştan bıktım artık, sakallarım uzamıyor ve saçlarım seyreldi. Terlediğimde kazağımı çıkarmaya üşeniyorum ve geceleri kalkıp tuvalete gitmeye; kendimi altına kaçırmanın ılık rahatlığına bırakıyorum. Bedenimde kirli korkular dolaşıyor ve korkuyorum kimselerin bir yerlere kaçmasından.

Sanki ilk ben varmalıyım o kuytuya. En azından aykırı acılarıma saygımdan, ya da dehşete kapılması için tanrının. Bir yerlerde birileri birilerini düze dursun, düze çıkmaya çabalamıyorum. Yüzüm yok anlayacağınız kışkırtıcı bir rolde yer almaya bu trajedide, siz beni yinede ciddiye alın.

Yakınmıyorum hiçbir kabustan,alınıyorum sadece. Bıkmadan usanmadan nasıl mutlu olmaya çalışır insanoğlu.

VE MUTLULUK DEĞER Mİ TÜM BUNLARA.......

Fazla düşünmeyin siz bunları, buyrun yine kendi şamatanızdan yakın. Elinizde benim gibi bir malzeme varken, varın siz en güzel komedilerinizi benim trajedimden yaratın...


EVET, BEN BİR FİYASKOYUM.
BEN BİR FİYASKODUR...

Başarısız bir ödeviyim tanrının ya da yazgının toprak kaybettiği ilk antlaşma. Mahremiyeti değil kanı tecavüze uğrayan bir yerlinin gözlerinde kayıp giden onuruyum. Kırıp geçirdin beni hayat. Ta dibine sokıyım.

Boğdurulması gereken bir şehzadeydim,bunu es geçti zaman.Sıkıldım bu nedensiz unutuşu kurcalamaktan vee uzatmalarının ikinci yarısı henüz başlayan bu derbide içime bir kuşku doluyor: hakem aleyhime penaltı çalabilir.. Üstüne üstlük altın gol için depara kalkan forvet özentisi zavallı bedenim arkadaşlarının ufak bir yardımıyla her an ofsayta düşebilir.


Aslında tüm bu temaşa bir hayatı dibe vurdurma çabası...

29 Eylül 2011 Perşembe

BİR ZAMANLAR SAMANDAĞ’DA (ONCE UPON A TIME IN SAMANDAĞ)

İBRAHİM

“inciri kopardılar
 rakı yaptılar
 oturup içtiler
 sarhoş oldular”(x)

1

samandağ’a
sivrisinek sazla
gelirdi yaz
düğünlerde
ibrahim’in boğazına
düğümlenen
eğlencelerin ortasında susturan
kırılgan bir çocuk
ne zaman atlayıp ısıracağı bilinmeyen
saldırgan bir köpek yapan
neydi

ibrahim
cigara rakı içer
kumar oynar
kadına giderdi
güzel konuşur ve
güzel gülerdi

ibrahim’i kıran neydi

__________
(x)bir samandağ türküsünden, arapça













2

rakı bitmiş
dostlar sızmış
kumarda kaybetmiş
kadın kazananla gitmiş

kurtderesi’nin kıyısından
mandalina ağaçlarının arasından
sekiz çizerek yürüyor ibrahim
deniz kıyısında
musa’yla hızır’ın buluştuğu yere vardı
gülümsedi
randevuya geç kalmıştı

yürüdü
asi’nin akdeniz’e döküldüğü
yere geldi
diz çöktü
bir cigara yaktı
ibrahim
içinde bir asi
dökülecek bir deniz bulacak mıydı
sızdı

uyandı
akra’nın başında kar
leylekler göçüyor
bir dilek tut
bir daha bırakma ibrahim

3

kamyona istiflenmiş çuvalların
üzerine uzanmış ibrahim
ağzında cigarası
adana asfaltı
daha kara değil yazgısından

4

gece
tarlada
bekçiliğini ettiği neydi
boy veren ürünler mi
hüzünler mi
samandağ’dan
samanyolu’na çıkar mıydı bu yol
çıkmaz sokaklar gibidir
çıkmaz aşklar
geldiğin yoldan dönersin
niyeti yoktu ibrahim’in




gülümsedi
cigarasını söndürdü
çifteyi dayadı göğsüne

sabah bulmuşlar
boşmuş açılan delik
çünkü yüreği
varmıştı menziline

İbrahim Zeybekoğlu’nun anısına
1932 Samandağ – 1950 Mersin













Yusuf Ziya Zeybekoğlu


17 Aralık 2009 Perşembe

GÜNEYİN KRALİÇESİ

1

acıyı
her dile eksiksiz çeviriyor gözlerin

kaya mezarına kazınmış yazı
güneyin denizinden gelen rüzgarla
yankılanıyor kıyıda

-paskal burada yatıyor

kendini
sonbaharın
ilk yağmuruna
asmıştı-

2

bekliyorum
artık denizden çok uzakta
antik bir liman gibi

o kadınları ben uydurdum
hepsi birer hayalet gemiydi


Yusuf Ziya Zeybekoğlu

12 Aralık 2009 Cumartesi

PASKAL (PASLI ŞİİR)

mutsuzluğu paslaşırız
gün gelir
geri dönerim
dudakların dudaklarımda paslanırız

hepsi benim olmayacaksa
yanıt elbette hiçbiri
yine sıfıra oynarım

gün gelmez
geri dönmem
bir güney kasabasında
paskala çıkar adım

paspasa döner yüreğim
dilim ellerim pas tutar
gün gelir
geri dönerim
yakacağın bir mum
güneşin yerini tutar



Yusuf Ziya Zeybekoğlu

26 Eylül 2009 Cumartesi

- KENDİMDEN BAŞKA KAÇACAK YERİM YOK!

Gezi Parkı'nda, seyyar çaycıdan 75'er kuruştan birer çay alıp, iki at hırsızına hafta içi öğleden sonraları bile zar zor kucak açan barların cuma gecesi küstahlığından yakınırken ve yaşlarımızı alışlarımızı geçmişten ne kadar sık ve çok bahsetmeye başlayışlarımızla kavrayışımıza şaşa kalamayarak - çünkü herşey gibi bu da şaşırtmıyordu bizi- Yusuf'la telaşsız ve keyifli bir sohbet yaptık.

Neden 50 kuruştan kahve içip, 1 liradan tost yiyebileceğimiz ve bizi başlarından savmayacak mekanlar yok ki diye sızlandık. Tamam, bir gün elbet bizim de ellerimiz paranın bir ucundan tutacak da, bu şerefsizlere vermekten başka bir şey gelmeyecek elimizden. Eee, n'apıyım ki ben öyle parayı?!

Birkaç gün önce Yusuf bana misafir olmuştu ve hayatımızın kayıp yıllarından (yeniden doğuşlarımız ya da bitkisel hayata alışmalarımız da diyebiliriz) bir şeyler okuyup, bir şeyler laflarken, 2005 yılının günlüklerini çıkardım. "KENDİMDEN BAŞKA KAÇACAK YERİM YOK!" diye yazmışım büyük harflerle... "Kimin vardı ki?" dedi Yusuf... Güzel kaçmışız!..


[...........................................................................................
"Başlangıçtan beri size ne dedimse O'yum"
Yuhanna, 21-30

Bir hikayenin sonu olmak için güzel bir cümle.

4 mayıs 2005 çarşamba

................................................................................................]


24 Haziran 2009 Çarşamba

PER

A.'ya


I


sen ben duvarlara karşı sibel

masada aynı oyun
tuttuğumuz berbat bir el
sahnede aynı trajedi
iki insanın birbirini bulup yitirmesi

II

sen ben duvarlara karşı sibel
ikimiz yanyana
berbat bir per

yinede
her türlü blöfe
her türlü reste değer

Yusuf Ziya

27 Nisan 2008 Pazar

"Geliyorlar be Yusuf!"

"Gidiyorlar be Yusuf'um!" Biliriz. İyi biliriz biz bunu... "Siktir et!" Şimdilik şurada dursun uslu uslu. Biz seninle gitmeyenleri konuşalım. Serüvenlerimizi birbirine tokuşturalım. Kırılmasın ama hiçbiri. Alexander Supertramp'i yanlış anlayalım ne çıkar! "Öyle de kardeşim, yatılmaz mı şu kızla da yahu?!" Yok. Yok. Adam dibine kadar haklı! Önce, cinsel organlarımıza dönmeliyiz sırtımızı... Köpeklik hep orada başlamaz mı?..

Ne çıkar? Söyle, ne çıkar çıkarmaya kalksan cebinden; kusmaya kalksam, midemden ne çıkar? Ortaya saçmayalım durduk yere, oda yeterince dağınık zaten. Sen söyle ben sana, ben söyleyeyim sen bana inanalım... "Yok. Dönmeyelim oralarımıza sırtlarımızı" gel, bir süre daha adamdan sayılmayalım. Bu kez, gerçekten koşalım kadınların peşinden. Koşarmış gibi yapmayalım bir kez olsun.

Sevilmişliğimiz kafi, sevişmişliğimiz de... Bizi sevmesini talep etmeden sevelim hayatı. Ne kadar zaman kaybettik ki topu topu? Sen dersin "27 sene", ben "1,5'tan 2" Ortalamasını alalım: 14,5'tan 15 olsun ne çıkar...

Nazım da gelir, buluruz elbet sığınacak bir oda, bizi saklayacak kadar karanlık. Onur da alışmıştır artık, belki de bırakmıştır sızlanmayı bile... Yaza doğru, ona ve bize doğru da uzarız. Ayaklarından tavana asar, mutluluklarımızın boyunu öyle uzatırız, illa da gerekliyse... "Sahi, mutluluk değer mi tüm bunlara?"

"Neden?" diye sorarsın bana sen...

"Yüreğimdeki tüm çiçekleri sana kopardım" derim.

"Sen bana sor bir de..." dersin, sorarım. Yanıtın:

"Neden olmasın!"

Olsun artık değil mi... 'Ol'demeden olsun artık!..

25 Nisan 2008 Cuma

Neden Olmasın!

Dilime takıldı, Yusuf Ziya dizeleri:

"soyun ve yanıma uzan
anlamını öğret bana kadınlığın"

Ne diyordu Özlem Sezer: "Kadınlar size kadınları anlatacaklar" Haksız mıydı peki? Yazık. Çok yazık!.. İçime oturmuş bak... Üzüldüm gerçekten. Kadının kadından başka düşmanı yok! Kadın, erkeğin yanında çok güzel duruyor; tıpkı, rakının yanındaki beyaz peynir... Yok. Yok. Feministleri sevmem de vallahi kadın düşmanı değilim!.. Aşk düşmanıyım ben. Bir sevgi ilişkisine girmediğim tüm kadınları severim... Gün ışığında ve bilakis gece, karanlıkta...

Kendimle bu kadar çok çelişmemin en basit ve kolay anlaşılabilir açıklaması: "Yalan söylemiyorum!" İnsan yalan söylemeyince, doğrunun peşine takılarak aldanıp duruyor. Tekrar ve tekrar. Bu olmadı başa saralım! "Bu kadar çok kadını seviyorsan, bu aşk değildir" demişti birisi. Özrüm kabahatimden beter, açıklamıştım: "Bu sadece kullandığımız terminolojilerin farkı!" Üç harf yan yana gelince aynı anlam çıkacak diye bir şey yok... Hem sonra, dilimden düşmeyen başka Yusuf Ziya dizeleri:

"Aşk e şıkkıdır
hiçbiri"

On yıldan fazla bir zaman sonra, ansızın, yıllardır sevdiğimi fark etmiştim birini... Hafif bir kalp sızısı olmaktan öteye geçememişimdir muhtemelen onun için, yinede kıymetli eserler müzesine kaldırdım hemen, bulduğum o defineyi!

Hiçbir şeyi biriktirmediysem, milyonlarca gerçekleşmemiş olasılık dolmuştur ceplerime...


Çook eskilerden bir kaç Güray Onok dizesi:

"Beni sevmediğin bu dünyada
Sokağa atılmış bir siyam kedisiyim..."

Kiminim peki? Tabii ki kendimin...

Hem kim "Neden?" diye sorsa, cevabım hazır:

-Neden olmasın!..


24 Nisan 2008 Perşembe

HARİÇTEN GAZEL, ŞİİRİSTANBUL, YUSUF VE EMRE...

23 Nisan için Hariçten Gazel İstanbul'a geliyordu. Önce Yusuf'la buluşup aralarına katıldım. Tam o ara Emre aradı, Emre de katıldı bize. Tüm Hariçten Gazel ekibine güler yüzleri ve hoş sohbetleri için teşekkür ederim. Keyifli bi kaç saat geçirip kalktık aralarından...

Emre ve Yusuf'un bir yerlere yetişme telaşı vardı, ben de takıldım arkalarına... Kırım Kilisesi'nde Şiiristanbul etkinlikleri kapsamında Kadın Şairler Buluşması varmış, oraya gittik... Ne olacak ne bitecek derken sesler yükselmeye başladı. Mahalle kavgasının kıyısından dönülünce herkesin tadı kaçtı. Biz de daha fazla kalmayalım dedik. Kadın, şair de olsa kadınmış... İyice belledik bunu... Yazık oldu diyebildik sadece...

Ertesinde çaylar, biralar derken sabahı ettik neredeyse... Nasıl da özlemişim Yusuf'la konuşmayı... Yakında bana misafirliğe gelecek, acısını çıkarırız işte o zaman onca yılın...