Bu o radyo akşamında sarhoşluktan yeni uyanmış gözlerle içimde bir yerlerde unutulan bir çift kokuşmuş çorap birazdan başlayacak huysuz gecenin merhametine sığınmakla yılışmak arasında sıkışık zamanlar ucuza kaçalım deyip çirkin kadınların traşlı bir yerlerinde daha da kokuşmak üstelik bir daha aklanamamacasına gidip pezevengin kallavisinin mamacısına dalaşmak ahh bugünlük de viskinin ucuzuna mahkum olmak gitmeden haber ver de kısık gözlerime kiralık ilanı asayım
Dün de boktan bir yerdi dünya. Yarın, emin olabilirsinizki daha boktan olacak. Sizi değerli kılan bu işte. Sizi bu yüzden seviyorum. Şüphesiz ki siz unutmayanlardansınız,duşta,başkaları için ağlamak gibi guzel huylarınız var...
Hayatta kalmak için yazmak zorunda olduğunu anlıyorsun ve harfler yirmidokuz cücelere dönüşüyor ve sonra sen dahil evrendeki her şey üşüyor... Ölmekten korkuyorsun hala. En azından artık geçerli sebeplerin var... Kendini öldürmediğin sürece cehennemde yarım pansiyon kısa bir tatil görebilirsin en fazla... Ah Seni gidi pişkin! Az pişmedin, az pişmedin...
Kokardı gençlik her gölgede alkole bulardı saçlarını aklar alkole düşer sanırdı cahil ahh nasıl da korkardı dokunmaya o yüzden elleyip dururdu yanlışlarını rahat bırakmazdı her şarkının nakaratında en az bir aldanis iki aldatilis vardı üçte zaten önüm arkam sobe Hadi bugün cumartesi yarın pazar
Ne kadar mucizevi bir zamanda ne kadar özel insanlarla rastlaştığımı ve tüm bu güzellikleri ne de hakkıyla yaşadığımı görüyor, anlıyor ve selam çakıyorum!
işte ben yine her akşam yollarında biraz eksilirken dolu dolu taşıyorum yaşamanın gecelerinden serinlerken düşlerim kime ne onlardan bırakalım mı sigarayı bıraktığımız gibi boş şeylere üzülmeyi gelişi güzel yazıyorum işte koymuyorum üstüne tek kuruş gelişi neyse o kadarına bende pazarlık da yok veresiye de sizi harbiden seviyorum sevgili dünyalılar öpüyorum yanaklarınızdan...
Bizim oralarda kimse şiire mühim şey demez ama herkes şiir olur ağlar. Bizim oralardaki gözyaşlarına karışabilene şiir derim ben. Mefailü failünü fincanlarla çağıranlara değil.
Vallahi kalbim sızlıyor, ona buna şiir diyenleri gördükçe. Kafiyeyi azıcık heceye uydur, hadi biraz da osmanlıcadan buyur, şairsin lan artık, yok, yok, yalan söyleyemem, olsan olsan lavuk ya da labut!
İsim de vericem azıcık daha bozsam kendimi. Amaaaan salla!.. çeken çeker istediği an kendi pimini...
18 Haziran 2010 Cuma
Büyük lafları ılık ılık söyleyerek; kelimelerle duyguları, kelimelerle düşünceleri, biraz da noktalamadaki özürleriyle karıştırarak, geçiyorlar bayramlardan. Bayram alanlarına hiç uğramadan… Aklım karışıyor!.. Nasıl beceriyorlar?
Bir ülkeden bir başka ülkeye, kaçabileceğim bir yer varmış gibi sanki; havaalanlarında, üstüme tüm şüpheleri yıkarak, ‘Ahh! Ne mümkün havalanmak!..’ diye şakıyarak, o kapıdan bu kapıya elletip duruyorum yerlerimi…
Camdan bakınca dünya bembeyaz. Kar mı bu? Yoksa, kim boyamış yeri göğü?..
Nihayet azalırken her şey, yani kapılar ve tüm bu bürokrasi, yüzümde hissediyorum serinliğini, hayat çok uzakta olamaz!
Rüzgarın biz rüyalılara pazarladığı kar taneleri yüzümüze bir gülüp bir kaçarken, ‘buyrun beyefendi.’ diyor, cop memeli erkek gibi çirkin bir kadın görevli. Buyuruyorum ben de çekine çekine.
Kırmızı bir su akıp duruyor metal bir küvette. ‘Buyurun.’ diyor yeniden. ‘Buradan mı?’ diye soruyorum ben de. ‘Buyurun’ diyor ve copunu kalçalarımı tehdit edercesine sallıyor. Buyuralım bakalım deyip kendi kendimi de şaşırtarak adım atıyorum kırmızı suya, ki ‘korkmayın, sadece dezenfektan’ diyor iki adım arkamdaki maymun güzeli. Birden zıplayıveriyorum, bacağıma sürtünen şeyin sürpriziyle. Bir bakıyorum valizli bir deniz aslanı. Bir piposu eksik diyorum, cümlem bitmeden eşi geçiyor önüme. Ulan hayvan olmasanız hayvan derim de, hayvansınız zaten. Yok arkadaş, dünyalılar bilmiyor sıraya girmeyi!.. Bir bizim tür ya da memleket değil…
Neyse, yapacak başka şey yok, ben de peşlerinden. Ah, bir neşeliler bir neşeliler ki şu deniz aslanları, hani, kör olsan masmavi deniz sanacaksın. Bir adım bele kadar, bir adım omuz… ‘Eee, hadi! Sok başını.’
Yeniden bir şeyler için zaman ayırabiliyor olmak, ahh! Vuslat değil sanki… Bir iki kitap alıp görüş alanımın içinde bir yerlere bıraktım ve günlerce orada kaldılar… Değişime ve Heraklit’e küfrettim… Zaman biraz daha sıcakkanlı davransa da bana, benim ona yüz vermeye pek niyetim yok… Buralar epeydir tenha zaten… Arka cebime sustalı sıkıştırmadan kalemi elime alamıyorum. Bugünün zalimleri dünün zalimlerinden çok daha komikler. Postmodernizm bu mu yoksa?! Einstein’a versem de bir düzene soksa şu harfleri… Benim, şu ara, pek mecalim yok!..
Geçenlerde iki şiir okudum, çok iyi geldi… Siz de okuyun… Belki size de iyi gelir…
26 Mart 2010 Cuma
ANNEM BENİ HİÇ OKUMADI. Bİ OKUSA Bİ DAHA OKUMAZDI ZATEN. "OĞLUM NEYİN EKSİK?" DERDİ, BİRAZ KIRIK. ANLATAMAM ANNE, ANLIYORUM AMA KONUŞAMIYORUM ANNECE.
"Bu kadar da zavallı değilsiniz..." diyor çoğu kişi bana ve Yusuf'a. Yazdıklarımıza sinen, çöken hatta çoğunlukla tamamen kaplayan 'zavallılık' konusunda endişelere kapılıyorlar. Yusuf'un "Ben zayıfım ve zavallıyım" diye başlayan FİYASKO şiiri de neredeyse bu duruşun, bu kalakalışın bayrağı konumuna geldi...
Yusuf'la benzer bir toplumda büyüdüğümüz için, kendini küçültme erdemi içten içe her sözümüze ve her dizemize işleyip duruyor. Edebiyat ve sanatın modern zamanlarında; geçerli olan iddia, ego ve küstahlık çok iğreti duruyor ikimizin de üstünde. Denemedik değil, yalan yok! Başka dünyanın, başka dertleri olan adamları olduğumuz için, başkalarının gözünde kolayca aşağılanabilecek adamlar olmak her ikimize de ayrı bir keyif veriyor... İkimiz de gösteriş ve ihtişamımızı sadece istediklerimize gösteriyoruz.
Eğer yanlış bir zamanda sarhoş olmadıysak, kolay kolay yakınmıyoruz bizi nüfusuna geçirmeyi ısrarla reddeden bu çağdan...
Biraz da sokak müzisyenlerine benziyoruz bu anlamda... Matbaa mürekkebine bulanmayan dizelerimiz rahatsız etmiyor bizi ve yazdıklarımızın kimde heyecan uyandırıp kimde uyandırmadığı çok da umrumuzda değil... Küfre yüz vermeyip herkese gülümsüyoruz. İnanmasalar da, inanmak istemeseler de, içtenlikle...
"He no longer denies, All the failures of the Modern Man. "
tanıdığım herkesten yavaşım. herkesten yavaş uzuyor saçlarım ve sakallarım. son yıllarda, üzerime yapışan ya da bana teğet geçen tüm sıfatları seviyorum. geçenlerde bununla ilgili bir şeyler yazdım ama sanki sıfat koleksiyonu yapıyormuşum gibi durunca sildim ve yayınlamadım. evet, artık kesinlikle eminim: ben sevilesi bir adamım... yeryüzünde seni sallayan biri olmasından daha güzel bir şey yok! hele ki o kişi bir de karınsa... evet, artık kesinlikle eminim: ben evli bir adamım...
kadınlar için nasıl oluyor bilmiyorum ama biz avcı toplayıcı topluluk için bir yere yerleşmek öyle kolayca alışılabilen bir şey değil... alışmak sevmekten hakkaten daha zor geliyormuş... bilgeliğe gözümüz hep böyle kapalı mı kalacak?!
Dünümden bugünüme ulaşmak o kadar oyaladı ki beni, hiç vaktim olmadı yarınlar için uykulara yatacak... Yinede olması gerektiği yerde oluyor illa da insan! Yani, ne kadar çabalasan... Yani ne kadar budala olabildiğine dair bahislere bulaşsan... Oluyor olması gereken yerde canlı, illa da tüm kış uykusuna yatmış rüyalar... Yalan değil, yalansa taş olsun tüm insanlar! Seni sevmeyi bekledim ve seni sevmeye hazır olabilmek için bunca kirlendi şu masum gülüşüm...
Yoksa deli miyim, bir imzayla her şeyimi tek bir kişiye vereyim?!
----------------------------
BIRAK KONUŞSUNLAR
Bırak insanlar konuşsunlar aramızdaki garipliği Yani ikimizin de birbirinin kocası olma ihtimalini Aslında çok klasik olduğumuzu bilmediklerini Bırak insanlar konuşsunlar aramızdaki sessizliği Sen Latin gerginliğin İngiliz centilmenliğinle Ben Yahudi kurnazlığım ve uzaylı saflığımla Bir Greta Garbo efsanesi oluşturduğumuzu bırak öğrenmesinler Ah bırak konuşsunlar, gülsünler heryerde heryerde heryerde bizi koruyan bir güç olduğunu bilmiyor ki onlar Merak etme yakında bunu anlayıp susacaklar
Sürekli başlıklar atıp altlarını dolduramamaktan sıkıldım. Bugün servisle eve gelirken şarkı sözü yazmak istediğimden ve şarkı sözü yazmak istemediğimden bahsettim Orçun'a... Şarkıdan, sözden, istemekten ve istememekten bahsettik... Pes etmeyi mi unuttuk, yoksa çoktaaan oyundan çıkardılar mı acaba bizi? Dünyanın en tuhaf mesleklerinden birini yapıp da, dünyanın en keyifli işlerini yapmaktan nasıl da alıkoyuyoruz kendimizi!.. Kapitalizmin ne kadar soğuk bir yüzü olduğunu hep görmezden geldiğimi anladım... Telef olana kadar kendimi sana adıyorum ey boş ütopya!.. Ne kadar rezil olursak, o kadar iyi!.. Değil mi be Can Baba, değil mi?!.. Gidip doluşmadan önce bir yerlere, dolaşalım ve dalaşalım tüm terbiyesizliğimizle bizle aynı yola gitmeyenlere... Küfürle çözemediğiniz tüm sorunlarınız için, sizin için yani ibibikler, sizin için... Yas tutuyorum! Tutuşun kadim ateşlerde... Hadi, herkes işine...
Rüzgar dindiğinde ve toz kalktığında beni daha çok gururlandıracaksın... Hiçbir zaman yeterince sevilmemiş olacak olsan da, elimden geleni yaptığımı düşünmeni isterim... Trapez ipinden başka, geri kalan tüm boşluk mutsuzluk olsa da senin için, seni dengede tutabilmek adına her yolu, her zaman deneyeceğim... Sabır sihir değildir...
Keşke kuralların bazılarını da ben koyabilseydim!.. //
[..Mahmut Bülbül diye bir adam tanımıştım, askerdik o zaman. Askere gidicem diye evden çıkan ve kimseye 'ben askere gidiyorum' deme gereği duymayan, ahh! öyle saf bir cehalet ki, pamuk ekilmeyen yerlerde zamanı ölçemeyen bir adamdı. Bir gün olsun onun gibi olabilmek istedim, ahh! ne çok bağım var oysa insanlarla ve zamanla...]
------------Bencil biri olduğum varsayımını insanların ağzına tıkmaktan çok hoşlanırım. "Aaa, sen bencil değil misin yoksa? Neden ki? Annen, baban yok muydu senin?.." Kendinden bahsedenlerin bencil olamayacak kadar paylaşımcı olduklarına inanırım... Amaaaaaan! Neyse ne?!..
*'^Kaç tür insan var, hiçbir fikrim yok! Kendimi diğerlerinden ayırmaya çalışmakla geçirecek vaktim olmadı hiç... Onlar -her zaman kibar değillerdi- "Şöyle bir kenara çekil bakayım sen." dediler çoğunlukla bana. Yanıma da o kadar az kişiyi ayırdılar ki çürük elmalar sandık kendimizi... Sonra bizi ayıranların ilik gibi hatunlarının bizim boş sözlerimize nasıl da salyalar akıttıklarını görünce önce şaşırdık, sonra tadını çıkardık. İyi ki çürükmüşüz ulen!..
Yinede sıkılıyor insan... Sanırım şöyle bir ayrım yapabilirim yarım aklıma: Konuşanlar ve dinleyenler ve konuşanları dinleyenleri azarlayanlar diye üçe ayırabiliriz insanları. Susunca, azarlayanlar dinleyenlerden sayıp size düz gitmeye devam ediyorlar elbette... Yani, birilerini azarlamaya başlayana kadar rahat yok! Aklınızda bulunsun... İçten içe gülmekten sıkıldıysanız ve kahkahalarınızın sokaklarda yankılanmasını istiyorsanız, birilerini azarlamaya başlayın...
_________İkimizin olacağı bir yer, elbette var... Ahh! o yere kadar; öyle güzel, öyle güzel özlüyoruz ki, caka satamayacak bizimkine nice destansı vuslatlar.
Şair de olabilmeyi deneyen ben, elbette sana şiirler süpürüp duruyorum her akşam..._____________________