sesli şiir vakti etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
sesli şiir vakti etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

28 Kasım 2012 Çarşamba

Necip Fazıl Kısakürek - Kaldırımlar - Kendi Sesinden


Necip Fazıl Kısakürek - Kaldırımlar
Kendi Sesinden
Sesli Şiir Dinle



KALDIRIMLAR 1


Sokaktayım, kimsesiz bir sokak ortasında;
Yürüyorum, arkama bakmadan yürüyorum.
Yolumun karanlığa saplanan noktasında,
Sanki beni bekleyen bir hayal görüyorum.

Kara gökler kül rengi bulutlarla kapanık;
Evlerin bacasını kolluyor yıldırımlar.
İn cin uykuda, yalnız iki yoldaş uyanık;
Biri benim, biri de serseri kaldırımlar.

İçimde damla damla bir korku birikiyor;
Sanıyorum, her sokak başını kesmiş devler...
Üstüme camlarını, hep simsiyah, dikiyor;
Gözüne mil çekilmiş bir âmâ gibi evler.

Kaldırımlar, çilekeş yalnızların annesi;
Kaldırımlar, içimde yaşamış bir insandır.
Kaldırımlar, duyulur, ses kesilince sesi;
Kaldırımlar, içimde kıvrılan bir lisandır.

Bana düşmez can vermek, yumuşak bir kucakta;
Ben bu kaldırımların emzirdiği çocuğum!
Aman, sabah olmasın, bu karanlık sokakta;
Bu karanlık sokakta bitmesin yolculuğum!

Ben gideyim, yol gitsin, ben gideyim, yol gitsin;
İki yanımdan aksın, bir sel gibi fenerler.
Tak, tak, ayak sesimi aç köpekler işitsin;
Yolumun zafer tâkı, gölgeden taş kemerler.

Ne sabahı göreyim, ne sabah görüneyim; 
Gündüzler size kalsın, verin karanlıkları!
Islak bir yorgan gibi, sımsıkı bürüneyim;
Örtün, üstüme örtün, serin karanlıkları.

Uzanıverse gövdem, taşlara boydan boya;
Alsa buz gibi taşlar alnımdan bu ateşi.
Dalıp, sokaklar kadar esrarlı bir uykuya,
Ölse, kaldırımların kara sevdalı eşi...


Üstad Necip Fazıl Kısakürek



Sesli Şiir Vakti



20 Kasım 2012 Salı

Ebru Sanatı Eşliğinde - Gülü Terk - Ömer Lütfi Mete


Hikaye: Ömer Lütfi Mete - Gülü Terk
Seslendiren: Müşfik Kenter



Gülü Terk

Karga bülbülü fena kıskanırmış Ne zaman bülbül şakımaya başlasa bed sesiyle onu bastırmak için bağırmaya başlarmış Bülbül arada kızsa da en iyi bildiği işi yapmaya devam eder, daha büyük aşkla şakıyıp dururmuş 
Karga bakmış ki bu yolla bülbülü susturamayacak kurnazlık düşünmüş Her zamanki gibi seher vakti şakımaya başlayan bülbülün yanına sokulmuş “Bülbül kardeş boşuna ötüp durma” demiş “Neden?” diye sormuş bülbül Karga kıskançlığının zehrini dostça sunmuş “Bak” demiş, “Sen her seher vakti gül için şakıyor onun için göz yaşı döküyorsun Ama gülyağını eller sürünüyor Gül sana yar olmuyor” 
Bülbül şöyle bir duraksamış, karganın sözleriyle içindeki vesvese örtüşmüş Doğru diye düşünmüş “Peki sence ne yapmalıyım?” 
Karga en doğrucu sesiyle cevap vermiş, “Gülü bırak dostum insanlar için ötmeye başla O zaman gül de senin olur, gülü koklayan da, gül yağını sürünende” Karganın öğüdünü tutan bülbül insanların arasına karışmaya karar vermiş O gün bu gündür insan oğlu seherde bülbül ile değil, kuşlukta karga sesiyle uyanırlarmış… 
Ömer Lütfi METE

Sesli Şiir Vakti


17 Kasım 2012 Cumartesi

Üstad Necip Fazıl Kısakürek - Bu Yağmur - Sesli Şiir Dinle


Necip Fazıl Kısakürek - Bu Yağmur
Bedirhan Gökçe'nin Sesinden
Sesli Şiir Dinle



BU YAĞMUR

Bu yağmur, bu yağmur, bu kıldan ince,
Nefesten yumuşak, yağan bu yağmur.
Bu yağmur, bu yağmur, bir gün dinince,
Aynalar yüzümü tanımaz olur.

Bu yağmur, kanımı boğan bir iplik,
Tenimde acısız yatan bir bıçak.
Bu yağmur, yerde taş ve bende kemik,
Dayandıkça çisil çisil yağacak.

Bu yağmur, delilik vehminden üstün,
Karanlık, kovulmaz düşüncelerden.
Cinlerin beynimde yaptığı düğün,
Sulardan, seslerden ve gecelerden...



Şair - i Azam Üstad Necip Fazıl KISAKÜREK




Dipnot: Üstad bu şiiri Trabzonda kaldığı dönemde yazmış.

Kaldığı dönem içerisinde yağmur hiç dinmemiş.

Sesli Şiir Vakti




Sakarya Fırat Dizisi- Onbaşı Muharrem'in Şiiri - Sesli Şiir Dinle


Sakarya Fırat Dizisi Onbaşı Muharrem 'in 
Şehit Olduktan Sora Ajandasından Çıkan
Ve Anasına Yazdığı Şiiri
Sesli Şiir Dinle



Sözleri:


Sağ sağlim vaslıma* erersem anam
Oğlum bu mihneti* çekmedin deme
Tek varım yürekte kızıl kanımdır
Gittin de vatana akmadın deme

Yaylasına çıktım; çiğdem, nergis var
Gönülden sorarsan, koca deniz var
Gövdemde kahpeden nice bir iz var
Cenk edipde kurşun sıkmadın deme

Sarı Hoca gitti Mahmut yoldadır
Said yeşil giymiş Cemil aldadır.
Şehitlik nasibi kemter* kuldadır
Dönüpte toprağa bakmadın deme

Hakkını helal et duanı bütün
Ne kadar söylesem tütmüyor tütün
Poyraz karşısında üç buçuk itin
Cihan başlarına yıkmadın deme

Sazıma inlerim derdim köpürür
Gaziler sancağı almışta yürür
Şehit kana baksa bir top gül görür
Cennet bahçasında kokmadın deme

Gayrı geçmişizdir anadan, yardan
Yeminler içmişiz komutanlardan
Ali elindeki şol zülfikardan
Bi dane beline takmadın deme

Hudut kartalıyız namımız 'poyraz'
Kış olsa bize ne? Ne eder ayaz?
Nöbetim namazdır, Baskınım niyaz
Muhammed kandilin yakmadın deme

Biz dokuz arkadaş derviş kul gibi
Düşmanı eyledik parça pul gibi
Küheylan üstüne sırma çul gibi
Canını toprağa çekmedin deme

Bilmeyen bilmesin; bilenler bilir
Gün gelir mehmedin öcü alınır
Tarihin alnında yazımız kalır
Çıkmaz çivileri takmadın deme

Muharrem demiş ki tapusu bizde
Yüce dağ başında engin denizde
Türkiye dedin mi sevdası gözde
Nikabını* açıp bakmadın deme

Onbaşı Muharrem - Sakarya Fırat Dizisi


Sesli Şiir Vakti

* Sözcük Bilgisi: 
* Vaslına Ermek:  Aşığın Sevdiğine Kavuşması
* Mihnet: Eziyet, Zahmet, Dert, Bela, Sıkıntı
* Kemter: Fakir, aciz, noksan, eksik, düşkün, 
* Nikab: yüz örtüsü, peçe, perde, göz perdesi


Uğur Arslan - Bir Ayrılığın İlk Günü - Sesli Şiir Dinle



Bir Ayrılığın İlk Günü - Uğur Arslan
Sesli Şiir Dinle



Bir Ayrılığın İlk Günü


Canım sevgilim bugün ayrılığımızın ilk günü 
Yürüyen, kocaman, açık bir yarayım şimdi 
Rüzgar değdikçe sızlıyor kanıyor her yanım 
Nasıl ölesim var anlatamam ama 
Senden başka birşeyle öldüremiyorum kendimi 
Bundan bir yıl önce Taksimde o muhallebicide 
Yine susarak başlamıştık herşeye 
Tek kelime etmeden buyurmuştuk hayatlarımızın içine 
Herşey başladığı gibi bitiyordu. 
Tek kelime etmeden vedalaşıyorduk işte 

Bugün ayrılığımızın ilk günü sevgilim 
Sanırım artık bende bittim 
Bugün bir ayrılığın ilk günü sevgilim 
Bugün ölmezsem bir daha hiç ölmem eminim 
Bir ayrılığın ilk günü ölmeyenler bir daha ölmezler bilirim. 

Bugün ayrılığımızın ilk günü sevgilim 
Sana mutluluk huzur saadet, 
Kendim için Allah'tan sabır dilerim. 
Bugünde ölmezsem bir daha hiç ölmem eminim. 
Bir ayrılığın ilk günü ölmeyenler bir daha ölmezler bilirim 

Sanırım birşey yok aramızda 
Acırım aşksız yıllarımıza 
Bundan böyle eksik her yanımızla 
Yaşarız yaşarız yaşlanırız... 

Başımıza gelmesi imkansız diye düşündüğümüz şeyleri yaşamakla geçiyor hayat. 
Aşk önce damardan giriyor, 
Sonra burnundan getiriyor insanın 
En yakışıklı çağlarında kanıyor her yanın 
Filmin sonu hiç değişmiyor 
Sarılmamış yaralarla doluyor her yanın


Bugün ayrılığımızın ilk günü sevgilim 
Ölüyorum acıdan kendimde değilim. 
Sokaklarda yalnız yürüyemem ben 
Sabahların kör karanlıklarında kalkıp işede gidemem artık 
Yemek yiyemem, televizyon izleyemem, uyuyamamki sensiz 
Sen olmadan hiç sinemaya dahi gitmedimki ben 

Bugün ayrılığımızın ilk günü sevgilim 
Çaresiz, hareketsiz, ölmeye yakın bir uçurumun dibindeyim 
Bütün cümlelerimi senin için kurmuştum ben 
Yeni bir cümle daha kuramam 
Bütün sevmelerimi senin için kullanmıştım 
Şimdi kimi seveceğimi bilemem 

Ne adım geliyor aklıma ne annem 
Ne huzur diliyorum artık kendim için ne aydınlık 
Seyrelip tükenen dokunuşlar 
Uzayan kırılgan sessizlik 
Aramızda duran tedirgin, tuhaf yabancılık 
Sanıyorum biz şimdi gerçekten ayrıldık 

Bugün ayrılığımızın ilk günü sevgilim 
Sana mutluluk, huzur, saadet 
Kendim için Allah'tan sabır dilerim 
Bugünde ölmezsem bir daha hiç ölmem eminim 
Bir ayrılığın ilk günü ölmeyenler 
Bir daha ölmezler eminim 

Sanırım bir şey yok aramızda 
Acırım aşksız yıllarımıza 
Bundan böyle eksik her yanımızla 
Yaşarız, yaşarız, yaşlanırız...

Uğur Arslan


Sesli Şiir Vakti


Uğur Arslan - Yağmur Şiiri - Sesli Şiir Dinle


Nurullah Genç Yağmur Şiiri
Uğur Arslan'ın Sesinden
Sesli Şiir Dinle



Yağmur

Vareden'in adıyla insanlığa inen Nur 
Bir gece yansıyınca kente Sibir dağından 
Toprağı kirlerinden arındırır bir Yağmur 
Kutlu bir zaferdir bu ebabil dudağından 
Rahmet vadilerinden boşanır ab-ı hayat 
En müstesna doğuşa hamiledir kainat 

Yıllardır boz bulanık suları yudumladım 
Bir pelikan hüznüyle yürüdüm kumsalları 
Yağmur, seni bekleyen bir taş da ben olsaydım 

Hasretin alev alev içime bir an düştü 
Değişti hayel köşküm, gözümde viran düştü 
Sonsuzluk çiçeklerle donandı yüreğimde 
Yağmalanmış ruhuma yeni bir devran düştü 

İhtiyar cübbesinden kan süzülür Nebi'nin 
Gökyüzü dalgalanır ipekten kanatlarla 
Mehtabını düşlerken o mühür sahibinin 
Sarsılır Ebu Kubeys kovulmuş feryatlarla 
Evlerin arasına dikilir yesil bayrak 
Yeryüzü avaredir, yapayalnız ve kurak 

Zaman, ayaklarımda tükendi adım adım 
Heyûla, bir ağ gibi ördü rüyalarımı 
Çölde seni özleyen bir kuş da ben olsaydim 

Yağmur, gülsenimize sensiz, baldiran düştü 
Düşmanlik içimizde; dostluklar yaban düştü 
Yenilgi, ilmek ilmek düğümlendi tarihe 
Her sayfaya talihsiz binlerce kurban düştü 

Bir güzide mektuptur, çağlarin ötesinden 
Ulaşır intizarın yaldızlı sabahına 
Yayılır o en büyük mustu, pazartesinden 
Beyazlik dokunmuştur gecenin siyahina 
Susuzluktan dudağı çatlayan gönüllerin 
Sükutu yar, sevinci dualar kadar derin 

Çaresiz bir takvimden yalnızlığa gün saydım 
Bir cezir yaşadım ki, yaşanmamiş, mazide 
Dokunduğun küçük bir nakış da ben olsaydim 

Sensiz, kaldırımlara nice güzel can düştü 
Yarılan göğsümüzden umutlar bican düştü 
Yağmur, kaybettik bütün hazinesini ceddin 
En son, avucumuzdan inci ve mercan düştü 

Melekler sağnak sağnak gülümser maveradan 
Gümüş ibrik taşıyan zümrüt gagalı kuşlar 
Mutluluk nağmeleri işitirler Hiradan 
Bir devrim korkusuyla halkalanır yokuşlar 
Bir bebeğin secdeye uzanırken elleri 
Paramparça, ateşler sahinin hayalleri 

Keşke bir gölge kadar yakınında dursaydım 
O mücella çehreni izleseydim ebedi 
Sana sırılsıklam bir bakış da ben olsaydım 

Sarardı yeşil yaprak; dal koptu; fidan düştü 
Baykuşa çifte yalı; bülbüle zindan düştü 
Katil sinekler deldi hicabın perdesini 
İstiklal boşluğunda arılar nadan düştü 
Dolaşan ben olsaydım Save'nin damarında 
Tablosunu yapardim yıkılan her kulenin 
Ebedi aşka giden esrarlı yollarında 
Senden bir kıvılcımın, süreyya bir şulenin 
Tarasaydım bengisu fışkıran kakülünü 
On asırlık ocağın savururdum külünü 

Bazen kendine aşık deli bir fırtınaydım 
Fırtınalar önünde bazen bir kuru yaprak 
Uğrunda koparılan bir baş da ben olsaydım 

Sensizlik depremiyle hancı düştü; han düştü 
Mazluma sürgün evi; zalime cihan düştü 
Sana meftun ve hayran, sana ram olanlara 
Bir bela tünelinde ağır imtihan düştü 

Badiye yaylasında koklasaydım izini 
Kefenimi biçseydi Ebva'da esen rüzgar 
Seninle yıkasaydım acılar dehlizini 
Ne kaderi suçlamak kalırdı ne intihar 
Üstüne pırıl pırıl damladığın bir kaya 
Bir hurma çekirdeği tercihimdir dünyaya 

Suskunluğa dönüştü sokaklarda feryadım 
Tereddüt oymak oymak kemirdi gururumu 
Bahira'dan süzülen bir yaş da ben olsaydım 

Haritanın en beyaz noktasına kan düştü 
Kırıldı adaletin kılıcı; kalkan düştü 
Mahkumlar yargılıyor; hakimler mahkum şimdi 
Hakların temeline sanki bir volkan düştü 

Firakınla kavrulur çölde kum taneleri 
Ahuların içinde sevdan akkor gibidir 
Erdemin, bereketin doldurur haneleri 
Sensiz hayat toprağın sırtında ur gibidir 
Şemsiyesi altında yürürsün bulutların 
Sensiz, yükü zehirdir en güzel imbatların 

Devlerin esrarını aynalara sorsaydım 
Çözülürdü zihnimde buzlanmış düşünceler 
Okşadığın bir parça kumaş da ben olsaydım 

Sensiz, tutunduğumuz dallardan yılan düştü 
İlkin karardı yollar, sonra heyelan düştü 
Güvenilen dağlara kar yağdi birer birer 
Sensizlik diyarından püsküllü yalan düştü 

Yağmur, duysam içimin göklerinden sesini 
Yağarsın; taşlar bile yemyeşil filizlenir 
Yıldırımlar parçalar çirkefin gövdesini 
Sel gider ve zulmetin çöplüğü temizlenir 
Yağmur, bir gün kurtulup çağın kundaklarından 
Alsam, ölümsüzlüğü billur dudaklarından 

Madeni arzuların ardında seyre daldım 
Küflü bir manzaranın çürüyen güllerini 
Senin için görülen bir düş de ben olsaydim 

Şehirler kabus dolu; köylere duman düştü 
Tersine döndü her şey sanki; asuman düştü 
Kırık bir kayık kaldı elimizde, hayali 
Hazindir ki; dertleri asmaya umman düştü 

Ayrılığın bağrımda büyüyen bir yaradır 
Seni hissetmeyen kalp, kapısız zindan olur 
Sensiz doğrular eğri; beyaz bile karadır 
Sesini duymayanlar girdabında boğulur 
Ana rahminde ölür sensizlikten bir cenin 
Şaşkınlığa açılır gözleri, görmeyenin 

Saatlerin ardında hep kendimi aradim 
Bir melal zincirine takıldı parmaklarım 
Yeryüzünde seni bir görmüş de ben olsaydım 

Sensiz, ufuklarıma yalancı bir tan düştü 
Sensiz kıtalar boyu uzayan vatan düştü 
Bir kölelik ruhuna mahkum olunca gönül 
Yüzyıllardır dorukta bekleyen sultan düştü 

Ay gibisin; güneşler parlıyor gözlerinde 
Senin tutkunla mecnun geziyor güneş ve ay 
Her damla bir yıldızı süslüyor göklerinde 
Sümeyra'yı arıyor her damlada bir saray 
Tohumlar ve iklimler senindir; mevsim senin 
Mekanın fırçasında solmayan resim senin 

Yağmur, birgün elimi ellerinde bulsaydım 
Güzellik şahikası gülümserdi yüzüme 
Senin visalinle bir gülmüş de ben olsaydım 

Tavanı çöktü aşkın; duvarlar üryan düştü 
Toplumun gündemine koyu bir isyan düştü 
İniltiler geliyor doğudan ve batıdan 
Sensizlikten bozulan dengeye ziyan düştü 

Islaklığı sanadır ahımın, efgahımın 
İçimde hicranınla tutuşuyor nağmeler 
Sendendir eskimeyen cevheri efkarımın 
Nazarın ok misali karanlıkları deler 
Bu değirmen seninle dönüyor; ahenk senin 
Renkleri birbirinden ayıran mihenk senin 

Bir hüzün ülkesine gömülüp kaldı adım 
Kapanıyor yüzüme aralanan kapılar 
Sana hicret eden bir Kureyş de ben olsaydım 

Yağmur, sayrılığıma seninle derman düştü 
Beynimin merkezine ölümsüz ferman düştü 
Silindi hayalimden bütün efsunu ömrün 
Bir dönüm noktasında aklıma Rahman düştü 

Nefsinle yeniden çizilecek desenler 
Çehreler yepyeni bir degişim geçirecek 
Aydınlığa nurunla kavuşacak mahzenler 
Anneler çocuklara hep seni içirecek 
Yağmur, seninle biter susuzluğu evrenin 
Sana mü'mindir sema; sana muhtaçtır zemin 

Damar damar seninle, hep seninle dolsaydım 
Batılı yıkmak için kuşandığın kılıcın 
Kabzasında bir dirhem gümüş de ben olsaydım 

Kardeşler arasında heyhat, su-i zan düştü 
Zedelendi sağduyu; körleşen iz'an düştü 
Şarrkısıyla yaşadık yıllar yılı baharın 
İnsanlık bahçemize sensizlik hazan düştü 

Yağmur, seni bekleyen bir taş da ben olsaydım 
Çölde seni özleyen bir kuş da ben olsaydım 
Dokunduğun küçük bir nakiş da ben olsaydım 
Sana sırılsıklam bir bakiş da ben olsaydım 
Uğrunda koparılan bir baş da ben olsaydım 
Bahira'dan süzülen bir yaş da ben olsaydım 
Okşadığın bir parça kumaş da ben olsaydım 
Senin için görülen bir düş de ben olsaydım 
Yeryüzünde seni bir görmüş de ben olsaydım 
Senin visalinle bir gülmüş de ben olsaydım 
Sana hicret eden bir Kureyş de ben olsaydım 
Damar damar seninle, hep seninle dolsaydım 
Batılı yıkmak için kuşandığın kılıcın 
Kabzasında bir dirhem gümüş de ben olsaydım

Nurullah Genç


Sesli Şiir Vakti


23 Ekim 2012 Salı

İclal Aydın - Yağmur - Şarkılar Seni Söyler - Sesli Şiir Dinle


İclal Aydın - Yağmur 
Sesli Şiir Dinle



İclal Aydın - Yağmur


Şarkılar Seni Söyler
Dillerde Name Adın



ne zaman eskiyor sevgiler ödenen bedellerin acısı geçincemi???
yağmur yağıyor mutfak camındayım.
.nasıl üşüdüğümü bilemezsin..
menekşelerim çiçek vermiyor artık anne.
söylediğin gibi hep dibinden su verdim ama..
şimdi telefon açsam sana sesini duynak da yetmiyor ki..
Hep ayni cumleler.Babamlar nasil? Ilacini aldin mi?
Nedenini bilmedigim bir aglamak var icimde.
Bir yerlere sigdiramiyorum yuregimi.
Bazen dalip giderdin mutfakta yemek yaparken
tahta kasikla tencerenin basinda oylece ne dusunurdun acaba?
Ozlemek cok fena anne, anlamak seni daha da fena..
Omuzlarim agriyarak uyaniyorum sabahlari.
Benim kizimin omuzlarimı ovmasina daha cok var.
Gittikce sana mı benziyorum ben?
Ya da 'annenin kaderi kiza' dedikleri dogru mu?
'baban eskitir herseyi kizim, 'demistin bir kez.
Anlamamisim meger, eskiyormus annecigim.
Omzunu ovacak kalmiyormus meger ayni evin icinde.
simdi duysan bunlari, ne uzulursun mutsuz mu kizim diye,
coktan kendinden vazgecmis bir sesle.
Mutsuz degilim de anne,
yagmura ve mutfagimdaki kedere care bulamiyorum
.Evimi topluyor, toz aliyor, patlican kizartiyor,
televizyon seyrediyor, 
aksam calan kapiyi aciyorum.
Actigimi goren olmuyor.
Pisirdigim yeniyor da,
guzel olmus denmiyor. 
Cay demleniyor demleniyor, demleniyor.
Kederim mutfagin her yerine yerlesiyor.
ah Nasil eskiyor hersey anne, nasil eskiyor.
eskilerimi atmaya kiyamiyorum.
Seni cok ozluyorum.
bana yasakladığın bahçeler sana da mı uzaktı hep.?

gidemeyişine ağladın mı sende?
ne zaman eskiyor sevgiler ödenen bedellerin acısı geçince mi?
işte böyle...  
kalbimde bir acı şarkılar seni söyler..

22 Ağustos 2012 Çarşamba

Orhan Veli Kanık - İstanbul'u Dinliyorum Gözlerim Kapalı - Cem Karaca'nın Sesinden - Sesli Şiir Dinle


İstanbul'u Dinliyorum Gözlerim Kapalı
Orhan Veli Kanık
Cem Karaca'nın Sesinden
Sesli Şiir Dinle


İstanbul'u Dinliyorum Gözlerim Kapalı

İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı
Önce hafiften bir rüzgar esiyor;
Yavaş yavaş sallanıyor
Yapraklar, ağaçlarda;
Uzaklarda, çok uzaklarda,
Sucuların hiç durmayan çıngırakları
İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı.
                    
İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı;
Kuşlar geçiyor, derken;
Yükseklerden, sürü sürü, çığlık çığlık.
Ağlar çekiliyor dalyanlarda;
Bir kadının suya değiyor ayakları;
İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı.
                    
İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı;
Serin serin Kapalıçarşı
Cıvıl cıvıl Mahmutpaşa
Güvercin dolu avlular
Çekiç sesleri geliyor doklardan
Güzelim bahar rüzgarında ter kokuları;
İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı.
                    
İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı;
Başımda eski alemlerin sarhoşluğu
Loş kayıkhaneleriyle bir yalı;
Dinmiş lodosların uğultusu içinde
İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı.
                    
İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı;
Bir yosma geçiyor kaldırımdan;
Küfürler, şarkılar, türküler, laf atmalar.
Birşey düşüyor elinden yere;
Bir gül olmalı;
İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı.
                    
İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı;
Bir kuş çırpınıyor eteklerinde;
Alnın sıcak mı, değil mi, biliyorum;
Dudakların ıslak mı, değil mi, biliyorum;
Beyaz bir ay doğuyor fıstıkların arkasından
Kalbinin vuruşundan anlıyorum;
İstanbul'u dinliyorum.
Orhan VELİ

Sesli Şiir Vakti




6 Ağustos 2012 Pazartesi

Etiketler (Alfabetik Sıra İle) Yeni!



Yağmur Resmi
Sesli Şiir Vakti


Alfabetik Sıra İle Şiir Konuları


ETIKET BULUTU