Tek ayak üstünde etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Tek ayak üstünde etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

15 Ağustos 2009 Cumartesi

KAMONDO MERDİVENLERİ'nin arkasındaki adam: AVRAM KAMONDO


* Avram Kamondo Osmanlı Devleti'nde gayrimenkul edinme izni alan ilk yabancı uyruklu kişidir.

* 19. yy'ın ilk yarısında Osmanlı Yahudileri o denli kara taassup ve cehalet içinde idilerdi ki dil-din ayrımı yapamıyor, bir yabancı dil öğreneni dahi başka bir dine geçmiş gibi görüyorlardı. Kamondo bu cehalete son vermek için; Islahat Fermanı ile başlayan reform hareketinden de cesaret alarak Türkçe, Fransızca ve İbranicenin okutulacağı modern bir ilkokul fikrini ortaya attı. Hayalini kısa zamanda gerçekleştirdi ama bazı tutucu hahamlarca kötü karşılandı. Bu tutucu hahamlar cemaat içinde öyle bir yaygara kopardılar ki sonunda onlara tavizler vermek zorunda kaldı.

* Kamondo Türkiye'de o denli sevilen ve sayılan bir kişi idi ki cenaze töreni günü (Paris'te ölmüştür, vasiyeti üzerine cenazesi İstanbul'a getirilir ve onun için hazırlanan bir anıt mezara gömülür) İstanbul'daki Yahudiler yas tutarken borsa ve finans kuruluşları işlerini tatil etti, Galata ve Haliç esnafı dükkanlarını kapattı.

Daha fazla bilgi için İstanbul Ansiklopedisi, Avram Kamondo maddesine bakınız...


14 Haziran 2009 Pazar

Padişah ve karagözcüsü









III. Selim'in karagözcüsü, Padişahının karşısında Karagöz oynatıyormuş. Zengin bir adam rolünde olan Karagöz, bir ara uşağına sesleniyor, 'Seliiiim!' diyor, aksiliğe bakın ki uşağın adı Selim. Padişah bunu duyunca, 'Buyur!' diye yanıtlamış karagözcüsünü. Karagözcüsü donakalmış, susmuş, sonra püf diyerek mumu söndürmüş. Padişah 'Şaka ettim, şaka...' diyerek adamın gönlünü almak istemiş ama kırdığı potu meslek ahlakına yediremeyen karagözcü, efendisinin izniyle hacca gitmiş, orada ölmüş.





Bilinen, meşhur bir hikayeymiş bu. Ben Melih Cevdet'ten öğrendim, oradan(İmge Ormanları) naklettim. Pot kırmakla başlayıp, meslek ahlakı ile biten çok hoş bir denemeydi.

24 Mayıs 2009 Pazar

Tek ayak üstünde, 24 mayıs '09...



Kültürlü insan "her şeyi bilen değil, her şeyi anlama yetisine ulaşan insandır. Her şeyi anlama yetisi ise bilgiyi korunması gereken, değişmez bir mülkiyet değil, yenilenmesi, durmadan tazelenmesi, gerçekleştirilmesi gereken bir şey olarak benimsemekle edinilir." diyor Vedat Günyol, Yeni Türkiye Ardında adlı kitabında. Bilgiyi işlemeyi makinalara ve başkalarına bıraktığımız bu çağda, hızla pas tutması geçmişin aydınlık insanlarının yerini alanların, galiba bu yüzden... Melih Cevdet de Don Kişot üzerine, "günümüzün Don Kişot'ları sağcı muhafazakarlardır, çünkü değişimden yana değil, yaşanmış ve bitmiş geçmişin içinde yaşamaya inatla bağlı olanlar onlardır" diyordu; Don Kişot'un yeldeğirmenleriyle savaşan bir deliden daha çok geçmişin şövalyelik hikayelerinde yaşayan biri olduğunu söylerken. Yazının tarihi eski olduğu için 'sağcı muhafazakarlar'ın yerine bugün için 'demokrat solcular' yazabiliriz. Muhafazakarlık bilgiyi ve aklı yeniden keşfederken, artık aydınlıktan ve kitaplardan uzak bir güruh, özgürlüğü, çadır kurulan konserler ve çeşitli müziklerin gürültüsünde flört sanıyor ne yazık ki!.. Önce aklı özgürleştirelim...



7 Mayıs 2009 Perşembe

Kütüphanelere güneş doğmuyor!.. Geçiyor bu ömrüm de günüm dolmuyor.

Artık özgür bir adam değilim... Temyize gitmeyeceğim için de 5 yıl boyunca 'hükümlü' olarak kalacağım. Aslında en baştan beyaz yalanlara başvursaydım, şimdilerde elimi kolumu sallayarak, canımın istediği her yere girip çıkabilecektim. Her ne kadar, Pişmiş Tavuk benimle arasında bir akrabalık bağı olduğunu iddia etse de, ben bahaneleri seven bir adam olmadım hiç. Başıma gelen her şeyin başımın üstünde yeri var...

Cezam
kesinleşti ve yıllar geçtikten sonra nihayet hüküm giyebildim. Olur da bana konulan yasakları çiğnersem 2020 ila 2030 yılları arasında 3 ay 10 gün hapis yatarım herhalde... Belki de ben ölmeden tecelli etmez kader, kim bilir...

Etrafımda olup bitenlerle ilgilenecek pek de halim yok! Kendim için değil, bu kez diğerleri için bırakmaya çalışıyorum sigarayı ve böylesinin daha kolay olduğunu görerek Şaşkınlıklarım Listesi'ne yeni bir madde ekliyorum. Bırakmak kolaymış da, başlamamak için sürekli yeni bahaneler aramak oldukça yorucu. Eskiden bırakmamak için bahaneler arardım... Neyse ki gerginlik ve uykusuzluk günleri arkada kaldı... Yemeklerden sonra sigarayı özlemeyi de bıraktım... ( Kaç gün oldu? Kaçamakları saymazsak, ilk haftaya çizik attık. Artık kaçamak peşinde de koşmuyorum... Koşmuyorum... Vallahi koşmuyorum...)