Sesli Hikaye etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Sesli Hikaye etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

12 Temmuz 2013 Cuma

Serdar Tuncer Ramazan Sevinci - Kadı Mahmut ve Kırık Çiçek Hikayesi - Sesli Hikaye Dinle


Serdar Tuncer
Kadı Mahmut (Aziz Mahmut Hüdayi) Kırık Çiçek Hikayesi
Sesli Hikaye Dinle



Her şey onu tesbih eder amma İş ki o kulağa onu tesbih edebilecek gönül kulağına sahip olmakta;
Hani bir Kadı Mahmut Efendi vardır;
Üftade Hazretlerinin bendesi...
Bu bendeliğin neticesinde 
Kah bir sabah vakti bir abdest suyu sinede ısıtılacaktır
Kah ciğer satılacaktır çarşı pazarda
Neticede Kadı Mahmut Efendinin adı
Aziz Mahmut Hüdayi Sultan Olacak ve böyle kalacaktır...
***
Üftade Hazretleri dervişlerini toplamış, kırlarda biraz dolaşalım, biraz tefekkür edelim diye,
Herkes dolaşıyor, hani insan sevdiğine güzelce hediye vermek ister;
Bütün dervişler hepsi bir top çiçekle gelmiş,
Kimisi gül demeti, kimi papatya
En arkada Kadı Mahmut var biraz da mahsunca
Boynu bükük elinde malumunuz kırık bir çiçek
Tek çiçek var o da kırık ve solgun
Üftade Hazretleri sorar:
" Bula bula bunu mu buldun? Niçin?
Bak arkadaşların demet demet çiçeklerle güllerle gelmişler
Sen bir tek çiçek getiriyorsun o da kırık!" deyince
Kadı Mahmut kendisini "Aziz Mahmut Hüdayi" olmaya doğru ilk adımı atacak olan cevabı verir:
"Efendim hangi çiçeği koparmak için eğildimse onun cenabı Hakkı zikrettiğini duydum zikirlerinden alıkoymak istemedim. Bir tek bu kırılmış boynu bükük ve zikredemiyordu onun içinde bunu getirdim" demiş...


Sesli Şiir Vakti





4 Aralık 2012 Salı

Ömer Lüfi Mete - Birlikte Ayrlık - Ebru Sanatı Eşliğinde - Sesli Hikaye Dinle


Ömer Lütfi METE - Birlikte Ayrılık
Müşfik Kenter'in Sesinden


Hikayeni Yazı Hali:

Birlikte Ayrılık

Birbirlerine delicesine aşık olan prenses ve prens, dillere destan bir düğünle evlenirler. Ancak daha aradan bir ay bile geçmeden aşkın yerini fırtına alır. Karı koca sık sık kavga etmeye başlarlar. 

Kral araştırma yaptırır ama, bir türlü işin sırrını çözemez. Bu arada prenses ve prens bu sırrın düşmanlar tarafından fark edilmemesi için, resmi davetlerde, mutlu karı koca rolü oynarlar.  Baş başa kaldıkları zamansa birbirlerine karşı nefretle konuşmaya, ve davranmaya devam ederler.

Sonunda kral sarayın akıllı kadınlarını görevlendirerek o büyük aşkın nasıl yok olduğunu öğrenmek ister. Kadınlardan biri der ki : "Bunun için araştırma yapmaya gerek yok kralım.",
Neden?
"İkiside aslında başkasına aşık!"
Kral şaşkın gözlerle bakınırken... Kadın Açıklamasına devam eder:
"Onlar toy ve samimiydiler. Birbirlerini delice sevdiklerini sanıyorlardı. Oysa her biri sadece kendisini seviyor,  ve ötekini ise istiyordu. Bu yüzden birlikte oldular ama asla bir olamadılar..."



-------------------------------------------------------------seslisiirvakti----------------------------------------------------



Her Sayfaya Bir Özlü Söz...


Aşk, renge ve kokuya bağlı olursa, o aşk değildir; kişiye bir utançtır.
Mevlana Celaleddin Rumi



Yılan İle Bilge Hikayesi - Deliyürek Dizisi - Kenan İmirzalıoğlu - Sesli Hikaye Dinle


Deliyürek - Yılan ile Bilge hikayesi
Yusuf Miroğlu 
Kenan İmirzalıoğlu'nun Sesinden


Hikayenin Yazı Hali:
Bilge İle Yılanın Hikayesi - Deliyürek

     Bir Zamanlar yoksul adamın biri bir yılanla dost olmuş. Adam ne zaman başı sıkışsa, darda kalsa, yılanın kuyusunun başına gidermiş. Orda bekler; yılan da kuyudan çıkıp adama bir altın lira verirmiş. Bu hep böyle sürmüş.
    Derken aradan uzun yıllar geçmiş. Adam bir gün hastalanmış. Yataktan kalkamaz olmuş. Sonra oğlunu çağırmış. Oğluna demiş ki: "Filanca kuyunun yanına git. Orda bekle, bir tane yılan çıkacak oradan. O yılandan korkma dosttur o yılan. Yılan sana bir altın lira verir onu alır gelirsin." demiş. 
    Neyse çocuk gitmiş kuyunun başına, beklemiş. Yılan gerçekten çıkmış ve yere bir altın lira bırakmış. Çocuğun aklından şeytanlık geçecek ya, kafasından geçirmeye başlamış: "Demek ki  kuyu altın dolu! Ben bu yılanı öldürürsem; kuyudaki altınları çıkartır zengin olurum." demiş. Ve yerden hemen bir taş almış. Taşı yılana fırlatmış. Yılanın kuyruğu kopmuş. Tabi yılan da can havliyle çocuğun üstüne atlayıp ısırmış. Çocuk zehirlenip ölmüş. 
     
   Aradan zaman geçmiş. Ve adam iyileşmiş. Adam aslında bilge imiş. Ve olayın iç yüzünü de bilmekteymiş. Bir süre sonra kuyunun yanına gitmiş.Sonra yılan da çıkmış. Adam yılana bakmış, bakmış, bakmış, ve demiş ki: "Yılan kardeş, bizim çocuk bir densizlik yapmış ve cezasını da bulmuş. Ama biz dosttuk, ve yine dost kalabiliriz." demiş. 
      Ama yılan bu teklife yanaşmamış. "yok yok bu imkansız" demiş.

    "Sende bu evlat acısı, bende de bu kuyruk acısı olduktan sonra artık biz dost olamayız" demiş...






Ferhat'ın, sevdiği uğruna deldiği dağ, 
benim; devirmek borcunda olduğum
Nefsimin yanında bir kum tanesi..!