Murat Öksüz etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Murat Öksüz etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

10 Kasım 2011 Perşembe

KYBELE / KIRIŞIK

Kybele uzun zamandır yok yinede Murat Öksüz'den bir veda sayısı beklemiyor değilim...Vardı galiba çoook eskiden kurulmuş bazı hayalleri tamamlayarak sonlandırma düşünceleri ama şimdiye dek olmadı.

Published with Blogger-droid v2.0.1

24 Şubat 2008 Pazar

BİR ŞİİR ve HAYAT OKULU OLARAK KYBELE !

Blogumun artık sloganı mı denir, yoksa önsözü mü.. Her neyse...Hani yazıyor ya biraz yukarıda: "ŞİİR KANIMA KARIŞTIĞINDAN BERİ..."

İşte bu sözün Türkçe'si "Murat Öksüz'le tanıştığımdan beri..." ya da "Kybele ve Murat Öksüz'le tanıştığımdan beri..."dir. giriş bölümünü uzun uzun anlatmıştım zaten. Sonrasına değinmemişim pek...Zamanıdır diyelim ve başlayalım.

Arada feyk atar duygusal bir adam gibi görünürüm ama pek de beceremem duygusal olma meselesini...Hayatımda en duygusal yaklaştığım şeylerden biridir Kybele. İlk şiirim. İlk düşlerim...Bu sebeple kekeme olmaya mahkum bir yazıdır bu.

Bir gün hatırlıyorum. Murat'ın iş yerine uğruyorum. "Ne yapacaksın şimdi?" diye soruyor. "Eve gideceğim." diyorum.
-Ne yapacaksın evde...Sinemaya falan git!
-Param kalmadı ki!..
Cebine atıyor elini. Bir sinema bileti ve ardından da bir iki biraya yetecek kadar bir miktarı uzatıyor bana. Yıllardan 97 ya da 98..."2020'ye kadarki telifin bu! Ona göre..." diyor şakayla karışık...Bir hafta ya da on gün öncesinde Değer'den 100 mark almıştık. "Değer'den o parayı kopardın ya...Hadi 2010 olsun..." "Zaten verecekti o parayı" diyorum. Sahi Kybele'nin kaçıncı sayısı çıkmıştı o parayla?..

Bir gün daha. Bu sefer Eskişehir'den. Eskişehir'e düşmüş yolu Murat'ın. Porsuk'un kenarında bir yerde tavla oynuyoruz. 1-0, 2-0, 3-0, 4-0, 5-0...Parçalıyorum! Uzatıyoruz oyunu...6-0! 7-8-9 arasında bir iki oyun da Murat alıyor. Sonra 9-2 ya da 9-3'ten 12-9'a getiriyor durumu...Maçka Parkı'ndaki futbol maçını hatırlıyorum...Marco Materazzi'den daha çirkef bir savunma oyuncusuyumdur. Murat da rakip takımın 10 numarası. Maç bitiyor...Murat ve ben sanki bir kick box müsabakasından çıkmışız. Kollar paramparça, dizler paramparça...Sabahlara kadar king oynayışımızı hatırlıyorum. Tüm kartları sayıyordum...Kafa kafaya gidiyoruz çetelede...Saatler ilerledikçe kağıt sayamaz oluyorum ve yine mağlubiyet! Ama hep sonuna kadar mücadele..."Asla kaybetmek için oynama!"

Şiir Görgüsü'nü şiirden neredeyse hiç bahsetmeden öğretmiştir bana Murat Öksüz...Ne zaman karşılaşsak "Sevgilin var mı?" olur ilk sözü. "Sev oğlum!" der. Yaşamın yaşanmadıkça değersiz olduğunu öğretmiştir bana...Her ne kadar "en değerli yatırımı" olmayı henüz başaramamışsam da, bana kattığı değeri inkar edemem!

Ve daha çok çok fazlası var ama dedim ya kekeme olmak kaderi bu konu üzerine yazacağım her şeyin...Şimdilik kısa bir ara...Editörlerin Vezir-i Azam'ına şapka çıkaralım ve öyle koyalım son noktayı...

24 Temmuz 2006 Pazartesi

Güray Onok'un Şiirle İmtihanı

Hayatımda hiçbir şey birdenbire olmadı. Tembel biriydim ama elde ettiğim her şeyi çabalayarak elde ettim. Bu yazı kişisel bir tarih yazısıdır ve yazarının kabahatleri yüzünden lütfen yazıyı hor görmeyiniz...
1995 yaz ayları. Bir süredir "şair" olmayı kafaya koymuşum ama sadece yazarak olunmadığının da farkındayım. Eh, hiç değilse Rimbaud'nun yarısı kadar yetenekli olduğumu düşünüyorum. Ama bunlar tabii ki 'benim' düşüncelerim...
Varlık dergisinin haziran ya da temmuz sayısında küçücük bir bant halinde şiir dergilerinin adresleri yazılmış. Benim hedefim Varlık Dergisi'nde yazıp ortalığı kasıp kavurmak ama küçükten başlamakta da bir zarar yoktur deyip adreslere bakıyorum. İçlerinden bana en yakın olanını seçip bir, iki, üç, dört, beş mektup yazıyorum. Bir ay kadar sonra da bir telefon geliyor o dergiden. Kybele Şiir Dergisi.
Ne var ne yok topluyorum, elimde kocaman bir dosya. Gidiyorum bana verilen adrese. Şöyle bir gezdiriyor şiirlere derginin editörü(Murat Öksüz) ve "Bunları çöpe at ya da yak. Yenilerini yaz, haftaya getir" diyor. Eve gidiyorum. Oturup yeni şiirler yazıyorum ve ertesi gün götürüyorum. Bu süreç böyle devam ediyor bir süre. Yaklaşık iki ya da üç ay. Aklımda üç ay diye kalmış.
Sonra okullar açılıyor. Sıra arkadaşım Değer "Cumartesi napacaksın?" diye soruyor. Ben de anlatıyorum. 'Bir şiir dergisi var oraya şiir götüreceğim.' "Aa sen şiir mi yazıyorsun?" diye soruyor. Onaylıyorum. "Ben de şiir yazıyorum" diyor. Ben de 'Sen de gel' diyorum. "Kaç tane şiir götüreceksin?" diye soruyor bana. Ben de '10 tane' diyorum. "Benim o kadar yok" diyor. 'Olsun' diyorum. Olanları getir sen.
Neyse, yola çıkıyoruz Cağaloğlu'na doğru. Yolda giderken 'Hadi beraber bir şiir yazalım' diyorum, "Nasıl yani" diye soruyor. Bir dize ben, bir dize sen...Yazıyoruz o şiiri. Kimin olsun diye tartışıyoruz, fikir benden çıktı benim diyorum.
Yine benim şiirlerim şöyle göz ucuyla okunuyor. İçlerinden birine "Bu fena değil" diyor Murat. Yolda yazdığımız şiir. Neyse, bu da olur. Sonunda bir şiiri beğendi işte. Sonra Değer'in daha okuduğu ilk şiiri beğeniyor. Neyse. Önce benim şiirim, bir sonraki sayıda Değer'in şiiri yayınlanıyor.
Yıllar sonra öğreniyorum ki, Murat her seferinde bir daha gelmememi umuyormuş. Ama ben kafaya takmışım bir kere. O üç ayda hiç değilse 400,500 şiir olduğunu sandığım şey yazıp götürmüştüm. Tabii yayınlanan ne ilk şiir, ne ikincisi, ne de üçüncüsü Murat'ın bana "şair" diye bakmasını sağlayamadı.
Ancak aylar sonra bir barda bir arkadaşını görüyor Murat(Fırat'ı), Fırat Murat'a bir şiir okuyor ezbere(Cam Perisi), Murat farkediyor ki benim şiirim. "İşte sen o gece şair oldun!" der Murat...
Ne kadar tembel olsam da, ne kadar kendimi beğenmiş biri olsam da, gerektiğinde çalışmayı, çabalamayı ve her zaman kendimi eleştirmeyi ve başkalarının eleştirilerini dikkate almayı becermişimdir. Yılmam ve vazgeçmem kolay kolay. Evet, bazen, bazı konularda yetenekli olmayabilirsiniz ancak bu o yeteneği çalışarak kazanamayacağınız anlamına gelmez. Kendinizi başkalarının sizi küçümsediğinden daha çok küçümseyebilmeli ve başkalarının sizi asla yüreklendirmeyeceği kadar yüreklendirmeyi becerebilmelisiniz...